Javascript engellenmiş olabilir. Etkin hale getirebilirsiniz.

Damar Hastalıkları

Derin Ven Trombozu

Özet:
Derin ven trombozu çoğu kez bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşmasıdır. Oluşan pıhtının bacak toplar damarlarını tıkanması sonucu bacakta şişlik, ağrı ve yürüyememe şikayeti oluşurken, pıhtının bulunduğu yerden kopup akciğer gitmesi ile akciğer embolisi olarak isimlendirilen nefes darlığı, öksürük ve göğüs ağrısı ile karakterize olan ve bazen ölümcül olabilen bir durum gelişebilir. Derin ven trombozu özellikle bazı durumlarda gelişir ve önlem alındı taktirde gelişmesi engellenebilir. Derin ven trombozu tanısında güvenilir yöntemler Doppler ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans ve venografi sayılabilir. Tedavi kanın pıhtılaşmasını engelleyen antikoagulan tedavi ve varis çoraplarından oluşur. Gerektiğinde pıhtının cerrahi yollar çıkarılması yada kateterlerle eritilmesi işlemi de uygulanabilir.

Daha fazla bilgi:

Derin ven trombozu nedir?
Derin ven trombozu (DVT) bacaktaki toplar damarlar içinde pıhtı oluşması anlamına gelmektedir. Pıhtı çoğu kez dışardan görünmeyen derindeki toplardamarlardadır. Dışarıdan görülebilen toplardamarlardaki pıhtı yüzeyel ven trombozu veya flebit olarak adlandırılmaktadır.

DVT genellikle bacaktaki derin toplardamarlardaki kapakların iç yüzünde başlar ve kısa bir süre içinde toplardamarın tamamının tıkanmasına ve bacaktan gelen toplardamar kan akımının durmasına neden olur.

Bu durum genellikle bacağın şişmesi ile beraberdir. DVT çoğu kez ağrısız olmakla beraber en önemli yanı oluşmuş olan pıhtının bulunduğu yerden kopup, kan akımı ile akciğer damarlarını tıkayarak ölüme neden olmasıdır. Bu durum akciğer embolisi olarak isimlendirilir. Acil bir durum olup, derhal tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilir.

Nedenleri:
DVT şu durumların bir arada bulunması halinde gelişir:

  • Derin toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaması
  • Kanın pıhtılaşmaya olan yatkınlığının artması
  • Toplardamar iç yüzünün hasar görmesi yada bozulması
 
 
 
Ateroskleroz(Damar Sertliği)
Bacakların Atardamar Hastalığı
Buerger Hastalığı
Diyabetik Damar Hastalığı
Kol Damarlarının Hastalıkları
Subklavian Hastalığı
El Parmaklarının Damar Hastalıkları
Abdominal Aorta Anevrizmaları
Suprarenal Anevrizmalar
Torasik Aorta Anevrizmaları
Barsak Damar Anevrizmaları
Periferik Anevrizmalar
Karotis (Şahdamar) Hastalığı
Ani Atardamar Tıkanıklığı
Böbrek Damarlarının Hastalığı (Renovasküler)
Barsak Damarlarının Tıkanıklığı
Varis
Kronik Venöz Yetmezlik
Derin Ven Trombozu
Toplardamar Tıkanıklıkları
Tromboflebit
Doğuştan Damar Anomalileri
Lenfödem
 
 
 
Anjioplasti ve stentleme
Aterektomi
Bypass
Yürümekle Gelen Ağrı (Kladikasyo) Tedavisi
Amputasyon
Endovasküler anevrizma onarımı
Karotis Stentleme
Karotis Endarterektomi Ameliyatı
Trombolitik Tedavi (Pıhtının eritilmesi)
Diyaliz Fistül Ameliyatı
Toplardamar Tıkanıklıklarının Açılması
Varis Ameliyatı
Varis Ameliyatındaki Yenilikler
Variste Lazer Tedavisi
Variste Radyofrekans (RF) Yöntemi
Skleroterapi (Varislere iğne tedavisi)
Köpük Skleroterapisi
Termokoagulasyon
Vena Kava Filtreleri
Embolizasyon
 
 

Bu durumlar günlük hayatta çok değişik şekillerde karşımıza çıkabilir. Bunların en önemlisi örneğin ameliyat sonrası dönemde olduğu gibi uzun süreli yatak istirahati yada yürüyememektir. Benzer bir durum felç yada kalp krizi geçiren hastalar içinde geçerlidir. Aynı şekilde uzun süreli uçak yada araba yolculuklarında da uzun süre hareketsiz oturmaktan ötürü DVT gelişebilir. Bunun yanında bazı kişilerde doğuştan pıhtılaşmaya yatkınlık vardır ve DVT yada benzer durumlar bu kişilerde ve akrabalarında sık sık ortaya çıkabilir. Kanser hastaları ve hormon tedavisindeki hastalar ile gebelerde DVT açısından risk altındadırlar. Aşağıdaki tabloda DVT açısından riskli gruplar özetlenmiştir.

 

Çok Önemli Risk Faktörleri(Risk katsayısı >X10)
• Kemik kırıkları
• Kalça/diz protezleri
• Büyük genel cerrahi ameliyatları
• Büyük travma ve yaralanmalar
• Omurilik yaralanmaları

Orta Derecede Önemli Faktörler (Risk katsayısı X2-9)

• Artroskopik diz cerrahisi
• Santral kateterler
• Kemoterapi
• Kalp yetmezliği / solunum yetmezliği
• Hormon tedavisi
• Kanser
• Gebelikten koruyucu haplar
• İnme
• Gebelik/Lohusalık dönemi
• Geçirilmiş DVT
• Pıhtılaşmaya genetik yatkınlık (Trombofili)

Daha Az Önemli Risk Faktörleri

• 3 gün yatak istirahati
• Uzun süre oturmaya bağlı hareketsizlik
• İleri yaş
• Laparoskopik cerrahi
• Şişmanlık
• Varis

Bu durumlar arasında sıklıkla gözden kaçan sorun trombofili olarak nitelendirilen ve genetik olarak pıhtılaşmaya özel yatkınlık ile karakterize durumlardır. Bunların çoğu kanda pıtılaşmayı engelleyen doğal mekanizmalardaki eksikliklere bağlıdır. Bu durumların başlıcaları Hiperhomosisteinemi, FV Leiden, G20210A AT III eksikliği, PC eksikliği, PS eksikliği, Yüksek faktör düzeyleri II, VIII, IX, XI, Antifosfolipid antikorları olan durumlardır. Trombofiliden özellikle bazı hallerde şüphelenilmelidir: Bunlar:Genç yaşta DVT, sık sık tekararlayan DVT, ailede DVT öyküsü olası, anormal damarlarda DVT, gebelikte DVT ve tekrarlayan düşük gibi gebelik sorunlarıdır.

Belirtileri:
DVT li hastaların yaklaşık yarısında hiçbir ciddi belirti olmayabilir. Ancak en yaygın şikayet bacakta ağrı, hassasiyet, şişlik ve bacağın renginin özellikle ayakta iken mor yada mavimsi olasıdır. Bu belirtiler birden veya yavaşça birkaç gün içinde ortaya çıkabilir. Hastalar rahat olabilecekleri gibi şiddetli ağrı nedeni ile yürüyemeyecek durumda da olabilirler.

Pıhtı akciğer ulaşırsa nefes darlığı, göğüs ağrısı, öküsürük ve kanlı balgam çıkarma şikayeti gelişebilir. DVT li hastaların yarısında daha tanı anında akciğer embolisi hiç ciddi bir klinik belirti vermeden bulunabilir. Ancak bazen akciğer şikayetleri en önde gelen şikayet olup, hastalar şiddetli solunum yetmezliği nedeni ile ölebilirler.

Tanı:
Risk faktörleri bulunan bir hastada yukarıdaki şikayetlerin ortaya çıkması DVT yi akla getirmelidir. Özellikle aktif kanser bulunan bir hastada yada uzun süre hareketsiz kalmayı gerektiren bir durum (hastanede yatmak, uzun yolculuklar) veya yeni geçirilmiş cerrahi girişim olduğunda bacakta ani oluşan şişlik, derin damarların üzerine basmakla oluşan ağrı ve yüzeyel damarların belirginleşmesi söz konusu ise DVT mutlaka araştırılmalıdır.

DVT tanısında en kolay ve güvenilir yöntem renkli Doppler ultrasonografidir. Renkli Doppler ultrasonografi ile DVT tanısı ağrısız, kolay, ucuz ve doğru bir şekilde konulabilir. Ancak karın içindeki damarlar, kalbe yakın ve göğüs boşluğundaki damarların renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi zordur.

Bu tip durumlarda daha güvenilir bilgiler verebilen bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans venografisi kullanılabilir.

Bu yöntemler ayrıcı aynı seansta akciğer embolisi tanısı içinde kullanılabilirler. Tanıda en güvenilir test olarak halen venografi kabul edilmektedir. Venografi için toplardamara bir kateter yerleştirilmesi gerekli olduğundan ağrılı bir işlemdir.

Diğer yöntemlerdeki gelişmeler nedeni ile venografi günümüzde çok daha az sıklıkla yapılmaktadır. Laboratuar testi olarak kullanılan yöntem ise D-dimer ölçümüdür. Eğer D-dimer normla ise büyük bir kesinlikle DVT olmadığına işaret eder. Ancak D-dimer in kanda yükselmesi her zaman DVT tanısı için güvenilir bir anlam taşımaz.

Tedavi:
DVT tedavisinin ana amacı akciğer embolisi ve tekrar DVT gelişiminin engellenmesidir. Tedavinin diğer amaçları ise hastanın bacağındaki şikayetin azaltılmasıdır. Bu amaçlar için günümüzde pıhtılaşmayı engelleyici antikoagulan tedavi uygulanmaktadır. Burada heparin yada hazır enjektörler içinde düşük molekül ağırlıklı heparin adı verilen ilaçlarla tedaviye başlanır ve Coumadin yada Warfarin isimli ağızdan alınan ilaçlarla tedaviye 3-6 ay devam edilir. Bu ilaçlar kanın pıhtılaşmasını engelledikleri için kanamaya yol açabilirler. Bu nedenle tedavi kanama riski ile pıhtılaşmanın engellenmesi arasındaki dar bir aralıkta yapılır. Ağızdan alınan ilacın etkinliği çok değişkendir. İlacın etkinliğinin protrombin zamanı ve buna bağlı INR isimli kan testleri ile bir yada iki haftada bir değerlendirilmesi gereklidir. Etkin bir tedavi için arzu edilen INR değeri 2 ila 3 arasında olmalıdır. Bu değerlerin altında olduğunda tedavi etkisiz olacak ve akciğer embolisi ve DVT tekrarı riski artacaktır. Buna karşın bu değerin üzerine çıktığında ise kanama riski ortaya çıkar. Kanamalar çoğu kez idrarda hafif kanama ve sonrada mide kanaması şeklinde ortaya çıkar. Kanama acil bir durum olup, mutlaka hastaneye başvurmayı gerektirir.

Bu ilaç tedavisi dışında DVT tedavisinin en önemli basamağını varis çorabı giymek oluşturur. İlk günlerde sürekli, sonraları ise gündüzleri varis çorabı giyilmelidir. Çorap yataktan kalmadan ayağa geçirilir ve akşam yatıldığında çıkarılır. Çorap en az 6 ay giyilmelidir. İlk günlerde bacakları kalp düzeyinin üzerine kaldırarak istirahat etmek bacaktaki şikayeti azaltır.

DVT nin klasik tedavisi yukarda ifade edildiği şekildedir. Bu tedavi hastayı akciğer embolisinden korur ve bacakla ilgili şikayetlerini önemli oranda azaltır. Ancak bacak hiçbir zaman normale dönmez. Bunun nedeni bacaktaki pıhtının tam olarak çözülmeyişi ve tıkanıklığın açılmayışıdır. Tıkanıklığı açamak ancak özel bazı yöntemlerle mümkündür. Bu yöntemler kateterlerle pıhtıyı eritici ilaçların tıkalı damara verilmesi, pıhtının kateterlerle veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır. Pıhtı eritildiğinde bazen açılan damarın bir daha tıkanmasını engellemek için anjioplasti, stent gerekli olabilir. Bu yöntemler gerçekten hastada şikayetlerinin  önemli oranda veya tamamen geçmesine yardımcı olur. Ancak bu yöntemler belirli riskler taşıdıkları için ancak bazı özel durumlarda uygulanır. Özellikle genç ve aktif yaşamı olan kişilerdeki DVT bu yolla tedavi edilmelidir. Ayrıca DVT nin bacak kan akımını bozduğu ve gangrene neden olduğu “Flegmasya cerulea dolens” durumunda da bu yöntemlerle pıhtı ortadan kaldırılarak tıkanıklık giderilmelidir.

Bazen tüm çabalara karşın akciğer embolisini engellemek mümkün olmaz. Tedavi başarısız ise, tedavi başlanamamış yada yarıda kesilmiş ise akciğer emboli riskini azaltmak için toplar damar içine pıhtıları süzen bir fitre yerleştirlmesi gerekebilir. Vena kava filtresi yönteminde kasıktan yada boyundan kateterlerle en büyük toplar damar olan karındaki vena kava inferiyora yerleştirilir.

DVT tedavi edilse bile yıllar sonra bacakta bazı sorunlara yol açabilir. DVT nin toplardamarla içindeki çok hassas kapak sistemini tahrip etmesi yıllar sonra hastaların yarısından çoğunda bacakta şişme, ağrı, ağrılık hissi, kaşıntı ve bazen yaralarla kendini belli eden ve Posttrombotik sendrom olarak isimlendirilen özel bir venöz yetmezlik durumuna yol açabilir.

Bu durumu engellemek için DVT tanısı konulduğunda tedavi gecikmeden başlanmalı, hastaların varis çorabını giymesi sağlanmalı ve gerektiğinde toplar damardaki tıkanıklık açılmalıdır.

DVT engellenebilir mi?
DVT nin gelişimine neden olan risk faktörlerini azaltarak hastalığın gelişiminin engellemesi mümkündür. Özellikle büyük cerrahi girişimler ve uzun süreli hastane yatışlarında pıhtılaşmayı engelleyici ilaçların düşük dozda verilmesi, hastaların olabildiğince erken ayağa kalkıp yürümeye başlamaları, ameliyat anında ve sonrasında varis çorapları vey daha da iyisi havalı kompresyon cihazlarını kullanmaları DVT gelişimi riskini önemli oranda düşürür. Bunun yanında uzun yolculuklarda aralıklı yapılan bacak egzersizleri ve bol su tüketimi DVT riskini azaltabilir.

Sık sorulan sorular

 

© 2006 Prof.Dr. Cüneyt Köksoy, Tüm Hakları Saklıdır. Bu siteye giriş yapmanız ve sayfaları ziyaret etmeniz tüm bu kuralları kabul ettiğiniz anlamına gelmektedir. Diğer yasal uyarılar için buraya tıklayınız.
Dr. Cüneyt Köksoy
Adr: A.Ü. Tıp Fak. Gnl. Cer. Anabilim Dalı - İbni Sina Hast. Rezervasyon: (312) 508 28 57
Tel: (312) 508 2428 (312) 508 2857 Faks: (312) 311 5749