| Bu durumlar günlük hayatta çok değişik şekillerde karşımıza
çıkabilir. Bunların en önemlisi örneğin ameliyat sonrası dönemde olduğu gibi uzun
süreli yatak istirahati yada yürüyememektir. Benzer bir durum felç yada kalp krizi
geçiren hastalar içinde geçerlidir. Aynı şekilde uzun süreli uçak yada araba yolculuklarında
da uzun süre hareketsiz oturmaktan ötürü DVT gelişebilir. Bunun yanında bazı kişilerde
doğuştan pıhtılaşmaya yatkınlık vardır ve DVT yada benzer durumlar bu kişilerde
ve akrabalarında sık sık ortaya çıkabilir. Kanser hastaları ve hormon tedavisindeki
hastalar ile gebelerde DVT açısından risk altındadırlar. Aşağıdaki tabloda DVT
açısından riskli gruplar özetlenmiştir. 

Çok Önemli Risk Faktörleri(Risk
katsayısı >X10) • Kemik kırıkları • Kalça/diz protezleri •
Büyük genel cerrahi ameliyatları • Büyük travma ve yaralanmalar • Omurilik
yaralanmaları Orta Derecede Önemli Faktörler (Risk katsayısı X2-9)
• Artroskopik diz cerrahisi • Santral kateterler • Kemoterapi • Kalp
yetmezliği / solunum yetmezliği • Hormon tedavisi • Kanser • Gebelikten
koruyucu haplar • İnme • Gebelik/Lohusalık dönemi • Geçirilmiş DVT
• Pıhtılaşmaya genetik yatkınlık (Trombofili) Daha Az Önemli Risk Faktörleri •
3 gün yatak istirahati • Uzun süre oturmaya bağlı hareketsizlik • İleri
yaş • Laparoskopik cerrahi • Şişmanlık • Varis Bu durumlar arasında
sıklıkla gözden kaçan sorun trombofili olarak nitelendirilen ve genetik olarak
pıhtılaşmaya özel yatkınlık ile karakterize durumlardır. Bunların çoğu kanda pıtılaşmayı
engelleyen doğal mekanizmalardaki eksikliklere bağlıdır. Bu durumların başlıcaları
Hiperhomosisteinemi, FV Leiden, G20210A AT III eksikliği, PC eksikliği, PS eksikliği,
Yüksek faktör düzeyleri II, VIII, IX, XI, Antifosfolipid antikorları olan durumlardır.
Trombofiliden özellikle bazı hallerde şüphelenilmelidir: Bunlar:Genç yaşta DVT,
sık sık tekararlayan DVT, ailede DVT öyküsü olası, anormal damarlarda DVT, gebelikte
DVT ve tekrarlayan düşük gibi gebelik sorunlarıdır. Belirtileri:
DVT li hastaların yaklaşık yarısında hiçbir ciddi belirti olmayabilir. Ancak
en yaygın şikayet bacakta ağrı, hassasiyet, şişlik ve bacağın renginin özellikle
ayakta iken mor yada mavimsi olasıdır. Bu belirtiler birden veya yavaşça birkaç
gün içinde ortaya çıkabilir. Hastalar rahat olabilecekleri gibi şiddetli ağrı
nedeni ile yürüyemeyecek durumda da olabilirler. Pıhtı akciğer ulaşırsa
nefes darlığı, göğüs ağrısı, öküsürük ve kanlı balgam çıkarma şikayeti gelişebilir.
DVT li hastaların yarısında daha tanı anında akciğer embolisi hiç ciddi bir klinik
belirti vermeden bulunabilir. Ancak bazen akciğer şikayetleri en önde gelen şikayet
olup, hastalar şiddetli solunum yetmezliği nedeni ile ölebilirler. Tanı:
Risk faktörleri bulunan bir hastada yukarıdaki şikayetlerin ortaya çıkması
DVT yi akla getirmelidir. Özellikle aktif kanser bulunan bir hastada yada uzun
süre hareketsiz kalmayı gerektiren bir durum (hastanede yatmak, uzun yolculuklar)
veya yeni geçirilmiş cerrahi girişim olduğunda bacakta ani oluşan şişlik, derin
damarların üzerine basmakla oluşan ağrı ve yüzeyel damarların belirginleşmesi
söz konusu ise DVT mutlaka araştırılmalıdır. 
DVT
tanısında en kolay ve güvenilir yöntem renkli Doppler ultrasonografidir. Renkli
Doppler ultrasonografi ile DVT tanısı ağrısız, kolay, ucuz ve doğru bir şekilde
konulabilir. Ancak karın içindeki damarlar, kalbe yakın ve göğüs boşluğundaki
damarların renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi zordur. Bu
tip durumlarda daha güvenilir bilgiler verebilen bilgisayarlı tomografi, manyetik
rezonans venografisi kullanılabilir. 
Bu
yöntemler ayrıcı aynı seansta akciğer embolisi tanısı içinde kullanılabilirler.
Tanıda en güvenilir test olarak halen venografi kabul edilmektedir. Venografi
için toplardamara bir kateter yerleştirilmesi gerekli olduğundan ağrılı bir işlemdir. 
Diğer
yöntemlerdeki gelişmeler nedeni ile venografi günümüzde çok daha az sıklıkla yapılmaktadır.
Laboratuar testi olarak kullanılan yöntem ise D-dimer ölçümüdür. Eğer D-dimer
normla ise büyük bir kesinlikle DVT olmadığına işaret eder. Ancak D-dimer in kanda
yükselmesi her zaman DVT tanısı için güvenilir bir anlam taşımaz. Tedavi:
DVT tedavisinin ana amacı akciğer embolisi ve tekrar DVT gelişiminin engellenmesidir.
Tedavinin diğer amaçları ise hastanın bacağındaki şikayetin azaltılmasıdır. Bu
amaçlar için günümüzde pıhtılaşmayı engelleyici antikoagulan tedavi uygulanmaktadır.
Burada heparin yada hazır enjektörler içinde düşük molekül ağırlıklı heparin adı
verilen ilaçlarla tedaviye başlanır ve Coumadin yada Warfarin isimli ağızdan alınan
ilaçlarla tedaviye 3-6 ay devam edilir. Bu ilaçlar kanın pıhtılaşmasını engelledikleri
için kanamaya yol açabilirler. Bu nedenle tedavi kanama riski ile pıhtılaşmanın
engellenmesi arasındaki dar bir aralıkta yapılır. Ağızdan alınan ilacın etkinliği
çok değişkendir. İlacın etkinliğinin protrombin zamanı ve buna bağlı INR isimli
kan testleri ile bir yada iki haftada bir değerlendirilmesi gereklidir. Etkin
bir tedavi için arzu edilen INR değeri 2 ila 3 arasında olmalıdır. Bu değerlerin
altında olduğunda tedavi etkisiz olacak ve akciğer embolisi ve DVT tekrarı riski
artacaktır. Buna karşın bu değerin üzerine çıktığında ise kanama riski ortaya
çıkar. Kanamalar çoğu kez idrarda hafif kanama ve sonrada mide kanaması şeklinde
ortaya çıkar. Kanama acil bir durum olup, mutlaka hastaneye başvurmayı gerektirir. Bu
ilaç tedavisi dışında DVT tedavisinin en önemli basamağını varis çorabı giymek
oluşturur. İlk günlerde sürekli, sonraları ise gündüzleri varis çorabı giyilmelidir.
Çorap yataktan kalmadan ayağa geçirilir ve akşam yatıldığında çıkarılır. Çorap
en az 6 ay giyilmelidir. İlk günlerde bacakları kalp düzeyinin üzerine kaldırarak
istirahat etmek bacaktaki şikayeti azaltır. 
DVT
nin klasik tedavisi yukarda ifade edildiği şekildedir. Bu tedavi hastayı akciğer
embolisinden korur ve bacakla ilgili şikayetlerini önemli oranda azaltır. Ancak
bacak hiçbir zaman normale dönmez. Bunun nedeni bacaktaki pıhtının tam olarak
çözülmeyişi ve tıkanıklığın açılmayışıdır. Tıkanıklığı açamak ancak özel bazı
yöntemlerle mümkündür. Bu yöntemler kateterlerle pıhtıyı eritici ilaçların tıkalı
damara verilmesi, pıhtının kateterlerle veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır.
Pıhtı eritildiğinde bazen açılan damarın bir daha tıkanmasını engellemek için
anjioplasti, stent gerekli olabilir. Bu yöntemler gerçekten hastada şikayetlerinin
önemli oranda veya tamamen geçmesine yardımcı olur. Ancak bu yöntemler belirli
riskler taşıdıkları için ancak bazı özel durumlarda uygulanır. Özellikle genç
ve aktif yaşamı olan kişilerdeki DVT bu yolla tedavi edilmelidir. Ayrıca DVT nin
bacak kan akımını bozduğu ve gangrene neden olduğu “Flegmasya cerulea dolens”
durumunda da bu yöntemlerle pıhtı ortadan kaldırılarak tıkanıklık giderilmelidir. Bazen
tüm çabalara karşın akciğer embolisini engellemek mümkün olmaz. Tedavi başarısız
ise, tedavi başlanamamış yada yarıda kesilmiş ise akciğer emboli riskini azaltmak
için toplar damar içine pıhtıları süzen bir fitre yerleştirlmesi gerekebilir.
Vena kava filtresi yönteminde kasıktan yada
boyundan kateterlerle en büyük toplar damar olan karındaki vena kava inferiyora
yerleştirilir. DVT tedavi edilse bile yıllar sonra bacakta bazı sorunlara
yol açabilir. DVT nin toplardamarla içindeki çok hassas kapak sistemini tahrip
etmesi yıllar sonra hastaların yarısından çoğunda bacakta şişme, ağrı, ağrılık
hissi, kaşıntı ve bazen yaralarla kendini belli eden ve Posttrombotik sendrom
olarak isimlendirilen özel bir venöz
yetmezlik durumuna yol açabilir. 
Bu
durumu engellemek için DVT tanısı konulduğunda tedavi gecikmeden başlanmalı, hastaların
varis çorabını giymesi sağlanmalı ve gerektiğinde toplar damardaki tıkanıklık
açılmalıdır. DVT engellenebilir mi? DVT nin gelişimine neden
olan risk faktörlerini azaltarak hastalığın gelişiminin engellemesi mümkündür.
Özellikle büyük cerrahi girişimler ve uzun süreli hastane yatışlarında pıhtılaşmayı
engelleyici ilaçların düşük dozda verilmesi, hastaların olabildiğince erken ayağa
kalkıp yürümeye başlamaları, ameliyat anında ve sonrasında varis çorapları vey
daha da iyisi havalı kompresyon cihazlarını kullanmaları DVT gelişimi riskini
önemli oranda düşürür. Bunun yanında uzun yolculuklarda aralıklı yapılan bacak
egzersizleri ve bol su tüketimi DVT riskini azaltabilir. Sık
sorulan sorular |