Prof. Dr. Cüneyt Köksoy

Varis Ameliyatı İle İlgili Sık Sorulan Sorular

Lokal anestezi yöntemleri (işlem yada ameliyat yapılan bölgenin ilaç enjeksiyonları ile uyuşturulması) ile günlük yaşama dönüş süresi çok daha kısadır.

Varis genelde kasık ile ayak bileği arasındaki büyük safen damarı yada ayak bileği ile diz arkası arasındaki küçük safen damarlarının kanı aşağı doğru kaçırmasından kaynaklanır. Bu nedenle ameliyatta en az iki kesi yapılarak varise yol açan bu damarlar çıkartılır ve kesiler dikilir. Aynı seansta küçük deliklerden varislerde çıkartılır. Genelde bu kesilere dikiş konmaz. Bu şekilde hem varisin kaynağından hemde varisli damarlardan hasta kurtarılmış olur.

Klasik olarak varisler bundan birkaç yıl öncesine kadar genel yada belden yapılan anestezi altında bir kaç cm. uzunluğunda yapılan cilt kesileri kullanılarak çıkartılmakta ve kesiler dikişlerle kapatılmakta idi. Bu işlem ağrılı olup, belirgin iz bırakmakta idi. Artık kesi yerine varisleri çıkartmak için mikrocerrahi yöntemleri ile yapılmaktadır. Özel bir bistüri yada iğne ucu ile hazırlanan milimetrik deliklerden tığ benzeri bir alet deri altına ilerletilip, varisli damar yakalanıp çıkartılmaktadır. Bu işlem bir kaç cm. aralıklarla yapıldığında bir bölgedeki varisli damarların tamamı çıkartılmakta ve delikler dikiş konulmadan tıbbi bantlarla kapatılmaktadır. Bu yöntem gereğinde lokal yani bölgesel ilaç enjeksiyonu altında yapılabilmektedir. İşlem sonrası hastalar evlerine gidebilmekte ve ertesi gün sargıları çıkarıp bir kaç hafta için varis çorabı giymeleri yeterli olmaktadır. Bir kaç ay içerisinde bu küçük yaralar tamamen iyileşip hiç iz kalmamaktadır.

Varise neden olan yetmezlikli safen toplardamarının kasık - ayak bileği arasındaki bölümünün çıkartılması günümüzde büyük oranda kolaylaştırılmıştır. Yeni teknikte her hangi bir hafif anestezi hatta, lokal anestezi altında kasıkta çok küçük bir kesi yapılmakta ve hastalıklı damar en az kurcalama ile bulunup, kesilip, damar cerrahisi prensiplerine uygun bir şekilde kapatılmaktadır. Bu işlem burada yıllar sonra nüks varis gelişimini engellemektedir. Bunun yanı sıra ayak bileği yerine diz hizasında 1 cm lik bir kesiden hastalıklı damar bulunup aşağısı bağlanıp kesilmekte ve içeriye tel ilerletilerek tel ucunu kalınlaştıran bir aparat takılmadan damarın kasıktaki ucuna bağlanmaktadır. “İnvajinasyon” yöntemi adı verilen bu yöntemde, daha sonra tel diz hizasındaki kesiden aşağı doğru çekilirken damar kendi içine kıvrılarak çıkartılmaktadır. Bu yöntem klasik yöntemde olduğu üzere damarı akordion gibi katlanarak çıkarmaya göre daha avantajlıdır. Küçük kesiler iz bırakmayan ve almayı gerektirmeyen özel dikiş yöntemleri ile kaplatılmaktadır. Bu şekilde damarın çıkartıldığı alanda daha az kanama olmakta, diğer dokular daha az zarar görmekte ve iyileşme daha kolay olmaktadır. Bu şekilde önceden ciddi bir ameliyat olup, birkaç gün hastanede yatış gerektiren varis, artık ameliyatın aynı günü hastaların evlerine yürüyerek gidebildikleri bir hastalık haline dönüşmüştür.

Genel olarak varis , yüzeyel (derinin altında) toplardamarlara derin toplardamar (adelelerin arasında) kanının geri kaçmasından kaynaklanır. Yüzeyel ve derinin bir biri ile bağlantılı olduğu en önemli bölge kasıktır. Burada yüzeyel bir damar olan safen toplardamarı derin damar olan femoral toplardamara dökülür ve buradaki bir kapak derindeki kanın safen damarına geri kaçmasını engeller. Ancak bu kapak çok değişik nedenlerle bozulduğunda kanın safen damarına yüksek bir basınç ile geçmesine yol açar. Bu durumda safen toplardamarı içinde basınç yükselip, bu damar boyunca yer alan kapakçıklarıda tahrip edip, bu damarda ve bu damara dökülen yan damarlarda varis oluşumuna neden olur. Bu yüzden tedavideki en önemli basamak femoral ve safen toplardamarlar arasındaki yetmezlikli bu bağlantının ortadan kaldırılmasıdır. Bu ya ameliyatla bağlantının kesilmesi yada laser veya radyofrekansla içerden dağlanması şeklinde gerçekleştirilir.

Varisli ve venöz yetmezlikli damarlar içindeki geri akım gerçekte normal dolaşıma engel olur. Bu damarlar çıkarıldığında derindeki damarlar ve deri altındaki diğer damarlar aracılığı ile daha rahat bir şekilde kan kalbe doğru ilerler. Bu damarlar çıkarıldığı ve geri akım ortadan kalktığı için, dolaşım düzelir ve bacaktaki şikayetler ortadan kalkar.

Varis ameliyatının yada tedavisinin doğru bir gerekçesi var ise ileride bypass ameliyatlarında kullanılma potansiyeli olan söz konusu damar zaten bypass ameliyatı için kullanılamayacak ölçüde geniş ve kötü kalitede bir damardır. Bu sebeple varis sırasında bu damarın çıkartılmasının yada kapatılmasının bir sakıncası yoktur. Öte yandan vücutta bypass için kullanılabilecek çok sayıda başka damarlarda vardır. Bunlar diğer bacaktaki damarlar, küçük safen toplardamarı, kol damarları ve göğüs duvarında yer alan damarlardır. Özetle doğru gerekçe ile yapılan varis ameliyatı gelecek için bir risk teşkil etmez.

Varis tedavisinde laser ve radyofrekans gibi yöntemlerin geliştirilmesi klasik tedavi olan ameliyatın hasta açısından eskisi ile kıyas kabul etmez şekilde daha konforlu olabilecek yönde geliştirilmesini sağlamıştır. Çok yaygın varisleri olan kişilerde halen ameliyat en iyi seçenek olabilmektedir. Varis ameliyatında önce varisler sonra varise neden olan yetmezlikli safen toplardamarı çıkartılmaktadır.

Tarif ettiğiniz durum venöz yetmezliğin en ileri aşaması olan venöz ülserdir. Eğer bu ülser bacağınızdaki safen toplardamarının yetmezliğinden kaynaklanıyor ise ameliyat yaranın tekrar oluşmasını engeller. Yapılacak olan renkli Doppler ultrasonografi incelemesi bunu belirleyebilir.

Varis tedavisinde en klasik yöntem ameliyat olup, on yıllardır uygulanmaktadır. Buna karşın popüler olmalarına rağmen laser ve radyofrekansın klinik rutin kullanımının 5-7 yıllık bir geçmişi vardır. Tıpta bu süre bir yöntemin tam olarak etkinliği ve güvenilirliğini kanıtlaması için yeterli değildir.

Görünüm, ağrı, şişme, bacaklardaki ağrılık hissi düzelir. Hastalığın ilerlemesi engellendiği için, gelecekte oluşabilecek çok daha fazla sorun engellenir.

Varisli damarların tedavisinde büyük yani birkaç santimetrelik kesilerle ameliyat yıllar öncesi yapılan bir uygulama idi. Günümüzde bu işlem dikiş gerektirmeyecek kadar küçük mikro kesilerle yapılmaktadır.

Bu durum varis ameliyatlarından sonra -20 görülebilen bir sorundur. Ameliyat sırasında toplardamara eşlik eden bir duyu sinirinin zedelenmesi sonucu bacağın ve ayağın iç yüzünde uyuşukluk oluşur. Genelde bu uyuşukluk aylar içinde geçer.

Bu varislerin yan etkilerinden biri olan flebit, varisli damar içinde pıhtı ve bir çeşit iltihap oluşmasıdır. Haftalar ve aylar sürebilen öte yandan tekrarlayabilen ve ağrı, rahatsızlık oluşturan bir durumdur. İdealde ilaç tedavisi ile pıhtı biraz rahatlatıldıktan sonra varis ameliyatı yapılmalıdır.

Gebelik süresince çok özel durumlar dışında varisin ameliyat yada benzeri yöntemler ile tedavisi yapılmamalıdır.

Varis ameliyatını takiben birkaç ay varis çorabı kullanmanız yararlı olur. Ancak ayak bileği çevresinde 1 mm lik koyu mavi varisler (retiküler) oluşmuş ise bu durumda varis çorabına çok daha uzun süre ve belki de hayat boyu devam edilmelidir. Bu durum aslında tedavi için geç kalındığının bir belirtisidir.

Varis ameliyatı sonrası varis tekrar oluştuğunda hastanın detaylı muayenesi ve Doppler incelemesi gerekir. Bu değerlendirme sonucunda çoğu kez yapılmış olan ameliyata ait bir eksiklik bulunur ve düzeltilir. Eğer Ameliyat ile ilgili bir eksiklik yok ise yeni oluşmuş olan varislerin kaynağı bulunup tedavi edilir. Genellikle hasta tekrar ameliyat edilmeye çalışılmaz. Aralarında köpük skleroterapisininde olduğu bir çok yöntem kullanılarak tedavi yapılır. Tedavi her zaman varislerin kaynağını düzeltmeye yönelik olmalıdır.

© Copyright 2016 - Cüneyt KÖKSOY